Sürdürülebilir Toplumsal Kalkınmaya Destek Endüstriyel Mutualizm

Simbiyoz biyolojik bir terim olarak, iki veya daha çok organizma arasındaki ortak yaşama dayalı ilişki çeşitlerinin genel adıdır. İki ve daha fazla organizmanın karşılıklı yarar sağladığı simbiyotik ilişki ise “mutualizm” olarak adlandırılır. Endüstriyel Simbiyoz’da olduğu gibi, iki ya da daha çok işletmenin birbirlerine, kaynaklarını dönüştürerek fayda sağlayacak şekilde oluşturdukları çalışma modelleri aslında çok önemli birer, mutualizm örneği ve sürdürülebilirlik çalışmaları için de son derece önemli olanaklar içeriyor…

 Zeynep YURTKURAN

Endustriyel Mutualizm

Enerji verimliliği, atık yönetimi, yaşam dön­güsü yaklaşımıyla ayakizi sıfır üretim konu­larında en doğru bilgi kaynağının doğada var olduğu, dünya genelinde bilim insanlarının, sanayicilerin, ekonomistlerin benimsediği ve uy­guladığı bir yaklaşım halini aldı. Doğada var olan düzeni endüstriye uyarladıkça, ister istemez biyo­lojiyle endüstriyel terimleri kapsayan kavramlar oluşuyor. “Endüstriyel Simbiyoz”, bizim adını re­vize ettiğimiz haliyle “Endüstriyel Mutualizm” de Endüstriyel Ekoloji altında incelenen temel kav­ramlardan bir tanesi.

“Simbiyoz” biyolojik bir terim olarak iki veya daha fazla sayıda organizmanın birbirleriyle ortak yaşamlarını ifade ederken, Endüstriyel Simbiyoz konum olarak yakın lokasyonlarda ve birbirlerinden bağımsız çalışan iki veya daha fazla endüstriyel işletmenin çevresel performanslarını ve rekabet gücünü artıracak uzun süreçli ortaklıklar kurması ve dayanışma içinde çalışan sistemler olarak adlandırılıyor. Bağımsız işletmeleri, daha sürdürülebilir ve yenilikçi kaynak kullanımı çerçevesinde bir araya getiren endüstriyel simbiyoz yaklaşımı, malzeme, yapı, enerji, su ve yan ürünlerin fiziksel değişimi de dahil olmak üzere, her türlü girdi ve çıktının lojistik ve uzmanlık kaynaklarının paylaşımı sayesinde, çevresel ve üretime dayalı problemlerin önüne geçilmesinde önemli oranlarda ekonomik verimlilik sağlıyor.

Endüstriyel Simbiyoz teriminin doğuşu, ilk olarak 1970’li yıllarda Danimarka Kopenhag’a 100 km uzaklıkta bulunan Kalundborg sanayi bölgesinde uygulanan işbirliği modelinin ardından gerçekleşmiştir. Kalundborg’un en belirgin özelliği, endüstriyel ekolojinin tamamen işletmeler arasındaki ikili işbirliklerinin kurulmasıyla yıllar içinde kendiliğinden oluşmuş olması. Bu bölgedeki oluşum Asnaes termik santral tesisi için problem olan atık uçucu külün, aynı bölgedeki çimento üreticisine verilerek değerlendirilmesiyle baş­lamış. Enerji alanındaki en önemli adım ise Kallundborg Belediyesi’nin bölgede enerji verimliliğini sağla­mak amacıyla termik santraldan çıkan atık ısıyı kullanarak merkezi bir ısınma sistemi ve dağıtım ağını kurması sayesinde atılmış. Beledi­yenin böyle bir tesis kurmasıyla, 1982 yılında bölgede bulunan Novo Nordisk ve Statoil rafinerisi kendi verimsiz buhar sistemlerini kapatıp, Asnaes termik santralından proses buharı satın almaya başlıyor. De­vam eden süreçte Statoil petrol ra­finerisi soğutma suyu atığını kazan besleme suyu olarak ve rafineri gazı ile biyolojik olarak arıttığı rafineri atık suyunu, uçucu kül stabilizas­yonu için Asneas termik santralına veriyor. Bu hammadde, atık, enerji döngüsünün sağlanmasının ardın­dan sanayi bölgelerinin en önemli çevresel problemlerinden birisi olan sülfür atıklarının geridönüşümü ve bertarafı amacıyla 1990 yılında Statoil petrol rafinerisi, sülfür geri kazanım tesisini, Asneas termik santralı ise baca gazı arıtma (desül­fürizasyon) sistemini kurarak dö­nüştürdüğü atık sülfürü hammadde olarak satmaya başlıyor. 2008 yılı verilerine göre Kallundborg endüst­ri bölgesinin endüstriyel simbiyoz çalışma sistemi sayesinde ekolojik ve ekonomik kazanımı, yılda 265 bin ton CO2 emisyon azaltımı, 3 milyon m3 suyun geri kazanımı, 15 milyon GJ enerji değerinde proses buharı (75 bin evin yıllık elektrik tüketimine denk), 15 milyon m2 alçı duvarına denk gelen alçı taşı kaza­nımı, bölgede toplam gübre ihtiyacı­nın yüzde 60’ını sağlayacak orana tekabül eden 150 bin ton gübre eldesi olarak özetleniyor. Bölgenin endüstriyel simbiyoz uygulamaları sayesinde yılda toplam olarak 250 milyon USD kazandığını da belirt­mekte fayda var.

(Bu konuda, Ulutaş, F., Endüstri­yel Ekoloji, Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Yayınları – VI, Bölgesel Çevre Merkezi (REC) ve Demirer, G. N., 2011, Endüstriyel Simbiyoz Kavramı ve Uygulama Örnekleri, İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi Bilgilendirme Top­lantı ve Çalıştayı kaynaklarından daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz).

Endüstriyel Simbiyoz

Bir Merkez, 12 Bölge, Büyük Tasarruf

Endüstriyel Simbiyoz konusunda dünyada başarılı sonuç elde etmiş bir başka ülke ise, sanayi devriminin öncülerinden İngiltere. 2005 yılın­da İngiltere Çevre, Gıda ve Köyişleri Bakanlığı’nın (DEFRA) bir progra­mı olarak başlatılan “Ulusal Endüst­riyel Simbiyoz Programı” (NISP), endüstriyel simbiyozun dünyadaki en başarılı örneklerden biri olarak kabul ediliyor. Bir merkeze bağlı 12 bölgenin programının yönetildi­ği sistemde hammadde, enerji, su, insan kaynakları, uzmanlık, lojistik vb alanlarda kaynak tüketiminin op­timizasyonu ve yenilikçi çözümler üretebilmek amacıyla, çeşitli ağlar kurularak çok önemli bir veri taba­nı ve uzman altyapısı oluşturulmuş durumda. DEFRA adına programı yürüten International Synergies Ltd. (ISL) şirketi tarafından verilen bilgilere göre, son beş yılda toplam olarak işletmelerde 780 milyon £ maddi tasarruf, 880 Milyon £ ilave satış kazançları, 35 milyon ton ye­raltına gömülen katı atık azaltımı, 30 milyon ton CO2 salınımda azal­ma, 49 milyon ton hammadde tasar­rufu, 1,8 milyon ton tehlikeli atık azaltımı, 48 milyon ton su tasarrufu ve 53.000 kişilik istihdam oluşumu sağlandığı belirtiliyor. (Kaynak: TTGV)

Türkiye’de ise enerji verimliliği, atık yönetimi ve verimli kaynak kullanımı konularının giderek daha ön planda olması sayesinde, endüstriyel simbiyozun ilk uygula­ma örneğinin öncülüğünü Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) yaptı. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hat­tı Şirketi’nin (BTC), sürdürülebilir toplumsal kalkınmaya destek sağ­lamak amacıyla başlattığı “İskende­run Körfezi’nde Endüstriyel Sim­biyoz Projesi” sonucu, bölgenin endüstriyel simbiyoz potansiyelini ortaya koymaya yönelik detaylı ça­lışmalar sayesinde, 2011 yılında TTGV ve BTC Şirketi arasında im­zalanan sözleşmeyle “İskenderun Bölgesi’nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi – Uygulama Aşaması” devam ediyor. International Synergies Ltd. (İngiltere) ve ODTÜ Çevre Mühen­disliği Bölümü ile işbirliği içinde yürütülen projenin amacı endüstri­yel simbiyoz yaklaşımının, firmalar arası işbirliği ve dayanışmayı artıra­rak hem çevresel hem ekonomik ge­tiriler sağlayan bir mekanizma ola­rak İskenderun Körfezi’nde hayata geçirilmesi ve aynı zamanda ulusal bir program için altyapının oluştu­rulması. İskenderun Bölgesi’nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi kap­samında bir veri tabanı ve iletişim ağı oluşturularak bölgede gerçek­leştirilecek endüstriyel simbiyoz uygulama olanaklarının tespiti ve pilot uygulamalar için modellemeler oluşturulup, proje paydaşları ara­sındaki iletişim güçlendiriliyor ve uygulamaların yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu projenin en önemli yanı ise ülkemiz­de ulusal bir endüstriyel simbiyoz programına yönelik uygulama ve planının geliştirilmesi için ilk örnek uygulamayı teşkil ediyor olması.

İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi

Şu an dünyanın belli başlı sanayileş­miş ülkelerinde (Avustralya, Çin, Danimarka, Güney Kore, İsveç, İn­giltere, İsviçre, Kanada, Portekiz, ABD vb) başarılı endüstriyel simbi­yoz örnekleri, tehlikeli atıklar, kim­yasal, metal, tekstil ve inşaat atıkla­rı gibi geridönüşümü zor atıklar da dahil olmak üzere, birçok endüstri bölgesinde başarıyla uygulanıyor. Dünyadaki sınırlı kaynakların sıfır atık ve maksimum kaynak verim­liliği çerçevesinde kullanımı saye­sinde endüstriyel simbiyoz gelecek yüzyılın ekonomik ve endüstriyel kalkınma modellerinde düşük kar­bon ekonomisi, çevre teknolojileri, eko-inovasyon gibi ilgili politika ve stratejileri doğrudan destekleyen bir olgu olarak ön plana çıkıyor. Ocak 2011’de Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan Kaynak Verimliliği Avrupa Girişimi Avrupa 2020 Stratejisi kapsamında 2050 yılı projeksiyonlarında da kaynak verimliliği konusunda ön plana çıkarılan endüstriyel simbiyoz kav­ramı umarız, ülkemizdeki BTC pro­jesi sayesinde önemli bir uygulama örneği oluşturularak tüm büyük endüstri bölgelerinde uygulanabile­cek modeller ve stratejilerin hayata geçirilmesini sağlar.

EKOIQ Dergisi Şubat 2013 Sayı: 26

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s