Yaşamı Çoğaltmak İçin… Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali

İlki 2008 yılında düzenlenen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nin beşincisi, 29-30 Kasım’da İtalyan Kültür Merkezi ve 1-2 Aralık’ta Salt Galata’da gerçekleştirildi. Bu seneki festivalde yine içinde yaratıcılık ve çözüm barındıran birbirinden etkileyici filmler ve konuşmacılar, sürdürülebilirlik kavramına farklı bakış açısı sundular.

Yazı: Emrah KURUM

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali

Ne kadar farkındayız bilinmez ama Türkiye’de beş yıldır bir “Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali” gösteriliyor. Festival, başından beri “Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi” tarafından organize ediliyor. Kolektif, kendi deyimiyle, yaşamı sürdürülebilir kılmak niyetiyle bir araya gelmiş bireylerin “yaşamı çoğaltacak” projeleri kolektif olarak hayata geçirmesini hedefliyor.  Bu yılki festival konuklarını 29 Kasım- 2 Aralık tarihleri arasında İtalyan Kültür Merkezi ve SALT Galata’da ağırladı. Festival “Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim” isimli belgeselle başlayıp, “Toprağın Senfonisi” filmiyle son buldu. Şimdi, yaklaşık 30 filmin gösterildiği festivalde kısa bir gezintiye çıkaralım sizi isterseniz.

Dışlanmış İnsanlar Kendini İfade Ediyor
Festivalin en ilginç filmlerinden biri bizce, 2011 İtalyan yapımı  “Çiftçilere Özgürlük” (Agricoltori da Slegare) idi diyebiliriz. Sürdürülebilir kalkınma temalı bu film, toplum ve kurumlar uyum içerisinde çalıştığında nelerin mümkün olabileceğini gözler önüne seren bir çalışmaydı. Gösteriminin ardından, filmin yönetmeni Rafaella Bullo ile yapılan sohbette, tarım farklı açılardan irdelendi. İtalya’daki uygulamalarından örnekler veren Bullo, toplum tarafından dışlanmış  -sokakta yaşamak zorunda kalan, ailesi tarafından yalnız bırakılan yaşlı insanlar- ve psikolojik sorunları olan insanların tarımla ilgilenmesi sonucu bu sorunların olmadığı önceki yaşantılarına geri dönüşlerinin daha kolay olduklarını anlatmak istediğini söyledi. Genelde dışlanmış olan bu insanların tarımla birlikte çeşitli işler yaptıklarını ve kendilerini ifade ettiklerini belirten Bullo, tarımın diğer bir faydasının da betona dayalı ekonomiden öte, yeşil ekonomiye geçilerek İtalya’da 1 milyon insana iş olanağı sağlanması olduğunu söyledi. Bölgede tarım faaliyetlerinin ötesinde organik restoranlar açılıyor, yeşil turizm yapılmaya başlanıyor. Bütün bu yatırımlar ciddi anlamda istihdam olanağı sağlanması anlamına geliyor.

Festivalde gösterilen Çiftçilere Özgürlük filminin yönetmeni Raffaella Bullo, gösterimin ardından yapılan sohbete katıldı.

Festivale damgasını vuran filmlerden bir diğeri ise, 2011 tarihli ValentinThurn yapımı “Çöpün Tadına Bak” (TastetheWaste) oldu. Thurn, israf üzerine market çöplüklerinde uluslararası ölçekte bir araştırma yaparak, bir kısmı halen ambalajlı olan ve son kullanma tarihi geçmemiş, tamamen yenebilir durumda olan çok büyük miktarda yiyeceği belgeliyor. Film bu sorumsuzca israfın, küresel kıtlıktaki payının izini sürüyor ve dünyanın dört bir yanında, bu akıl almaz israfa son verme çabalarını inceliyor. “Çöpün Tadına Bak”  bizlerin acı gerçeklerle tekrardan yüzleşmemize vesile oluyor. Yiyeceklerimizin yarısından çoğu çöpe gidiyor, üstelik büyük bir kısmı da çiftlik ile mağaza arasındaki yolda; yani daha soframıza bile ulaşmadan çöp oluyor. Avrupa’da evlerde, 90 milyar ton yiyecek çöpe atılıyor. Bu rakamın ekonomik değeri ise her yıl 200 milyar avro. Avrupa’da çöpe atılan yiyeceklerin, dünyadaki bütün aç insanları ikişer kez doyurmaya yeteceğini “Çöpün Tadına Bak” sayesinde bir kenara not ediyoruz. Bu yiyeceklerin üretim aşaması olan tarım faaliyetlerinde ise tarla açmak için yağmur ormanlarındaki ağaçlar kesiliyor. Ne zaman bir yiyecek çöplükte çürüse, küresel ısınmadaki payı karbon dioksitten 25 kat fazla olan metan gazı atmosfere karışıyor. 

Hazır tarımdan söz etmişken 2012 yapımı, Jess Phillimore tarafından yönetilmiş olan “Özgürlük Tohumları” (Seeds of Freedom) belgeselini atlamak olmaz. Zira, belgeselin konuklarından biri olan Vandana Shiva EKOIQ dostlarının da aşina olduğu bir isim. Belgesel, Vandana Shiva ile beraber Henk Hobbelink gibi uluslararası uzmanlarla yapılan söyleşiler ile Afrikalı çiftçilerin anlatımları eşliğinde ilerliyor. Belgesel, tarımın başlangıcından bu yana dünyanın her bir yanından çiftçiler ve toplumlar tarafından geliştirilen muazzam zirai çeşitliliğin sınaî sistem ve özellikle de genetiği değiştirilmiş (GDO) tohumlar tarafından nasıl yıpratıldığına dikkat çekiyor. Ayrıca biyolojik çeşitlilik ve bununla ilgili bilgi kaybının, yerel tohumların yitirilmesiyle nasıl paralel yürüdüğünün, kültürel geleneklerin ve uygulamaların kaybıyla, geçim kaynaklarının ve gıda bağımsızlığının elden gitmesinin nasıl bağlantılı olduğunun altını çiziyor. 

Küçük çiftçilerin binyıllardır yetiştirdiği, besin değeri yönünden zengin, yerel iklimle uyumlu ve dayanıklı çeşit çeşit tohumun, genetiği değiştirilmiş tohumlarından oluşan mono kültürlerle yerel tohumlara yönelik baskı gittikçe artıyor. “Özgürlük Tohumları”, dünyanın her köşesinde zengin bir çeşitlilik barındıran geleneksel çiftliğin kalbinde yatan tohumların, küresel gıda sistemini tekelleştirmede kullanılan güçlü bir ticari meta haline getirmelerinin hikâyesini başından sonuna kadar takip ediyor.

100 bin saatlik ömrü olan ampullerin yapıldığı halde ne oldu da sonrasında tüm üreticilerin ağız birliği yapmış gibi bin saatlik ampulleri piyasaya hâkim oldu? Sahi ağız birliği yapmış olabilirler miydi?   Ampul Tuzağı; Kasıtlı Eskitmenin Anlatılmayan Öyküsü

Festivaldeki bir diğer dikkat çekici belgeseli ise, 2010 yapımı  “Ampul Tuzağı; Kasıtlı Eskitmenin Anlatılmayan Öyküsü” (The Light Bulb Conspiracy: The Untold Story of Planned Obsolescence) idi. Bunu da, gösterimin sonunda film, izleyiciler tarafından dakikalarca alkışlanmasından anlamak mümkündü.  Yönetmenliğini Cosima Dannoritzer’in üstlendiği belgesel, tüketim toplumunun ve planlanmış eskitmenin olumsuz yönlerini açığa çıkartan iddialı bir yapım. Çoğumuz unuttuk ama bir zamanlar ürünler evladiyelik yapılırdı. Neden sonra 1920’lerin başında bir grup iş adamının zihninde bir şimşek çaktı: “Eskimeyen bir ürün ticari bir trajedidir”. Böylece kasıtlı eskitme dediğimiz fikir doğmuş oldu. Kısa bir süre sonra bilhassa akkor ampulün yaşam süresini kısıtlamak üzere dünya ölçeğindeki ilk kartel kuruldu. 1950’li yıllarda tüketim toplumunun doğmasıyla daha da yaygınlaştı. 1950’li yıllarda tüketici toplumun doğmasıyla bu kavram bambaşka bir anlam kazandı. Belgeselde görüşlerine başvurulan Brooks Stevens bunu şöyle açıklıyor: “Kasıtlı eskitme, bir şeyin biraz daha yenisine, biraz daha iyisine, gerek duyulduğundan biraz daha sahip olma arzusudur…” Büyüme odaklı toplumun yıldızı parlamaya başladı, herkes istediği her şeye sahip oldu, çöpler -tercihen Üçüncü Dünya’daki yasadışı uzak çöplüklerde- dağ oldu. İzleyicilerin uzun uzun alkışları satın alma üzerine ezberlediğimiz kalıpları değiştirmek mümkün mü diye düşündürttü bizleri.

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, gıdadan ampullere kadar hayatımızı aslında nasıl israf ettiğimizle ilgili bir resmigeçit olma özelliği taşıdığını söyleyebiliriz aslında. Deborah Koons Garcia’nın yönettiği, 2012 yapımı Toprağın Senfonisi (Symphony of the Soil) toprakla olan ilişkimizi gözden geçirmemize ve parçaları birleştirmemize vesile oluyordu mesela. Muhammed Yunus’un vizyonunu anlatan Bonzai İnsanlar – Muhammed Yunus’un Vizyonu (Bonsai People – TheVision of Muhammad Yunus) ise karmaşık sorunlara basit çözümler bulmanın mümkün olduğunu… Çünkü bizzat Muhammed Yunus’un da dediği gibi, “Fakirliğin tembellik ya da az çalışmakla alakası yoktur. Afrika gibi ülkelerde çok çalıştıkları halde insanlar fakirdir. Çünkü sorun sistemdedir”.

Sistemi sorgulamak ve ufuk açmak için en etkili araçlardan biri de sanat hiç kuşkusuz. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nin başarısı da tam olarak buyduBüyük kısmını çöpe attığımız ömrümüzde beyhude olmayan bir damlaya sahip olduk nihayet.

Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi

Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi, yaşamı sürdürülebilir kılmak niyetiyle bir araya gelmiş bireylerin “yaşamı çoğaltacak” projeleri kolektif olarak hayata geçirme amacıyla doğdu. Çeşitliliğe değer veren açık ve esnek yapısı ile birey ve kurumların farklı şekillerde katılımını davet ediyor. Tamamen sivil bir oluşumdur ve tüzel bir kişiliği yoktur. Film festivali gibi “sürdürülebilir yaşam” konusuyla ilgili farkındalık arttırıcı çalışmaları bireylerin ve kurumların desteği ve katılımıyla sürdürüyor.

EKOIQ Dergisi Ocak 2013 Sayı: 25

Reklamlar

Yaşamı Çoğaltmak İçin… Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s